Haumea Cüce Gezegeni ve Teleskop Gözlemi

haumea cüce gezegeni ve teleskop gözlemi

Haumea Cüce Gezegeni ve Teleskop Gözlemi

Haumea cüce gezegeni, 136.108 Haumea olarak da bilinir. Haumea, Neptün gezegeninin kuzeyinde bulunan öteki yörüngede yer almaktadır. Ayrıca, dönem dönem Neptün’ün kütle çekim etkisinden kaynaklı gelgitlerde yaşamaktadır. Cüce gezegen, 2004 senesinin Aralık ayında Mike Brown ve gök bilimci arkadaşları tarafından bulunmuştur. Mike Brown ve arkadaşları kendi teleskopları ile Haumea’yı görüntülemişlerdir. Ancak cüce gezegenin yüzeyi, eliptik ve normal bir cüce gezegene benzemediği için, asteroit olarak nitelendirmişlerdir.

Gözlem sonrasında çektikleri siyah-beyaz fotoğrafları incelediklerinde, şekil değişikliği yaşayan bir cüce gezegen olduğunu söylemişlerdir. Bu söylemleri, Uluslararası Astronomi Birliği tarafından onaylanarak, Haumea’yı cüce gezegen olarak sınıflandırtmışlardır. Bunların yanı sıra cüce gezegenin şekil değişikliği, göktaşlarının yarattığı etkiden ve eksen ivmesinden dolayı bugün ki şeklini almıştır.

Haumea Cüce Gezegeninin Fiziksel Özellikleri

Haumea cüce gezegen olarak adlandırılan, sayılı şekil bozukluğu yaşayan gök cisimleri arasında birinci sırada yer almaktadır. Şekil bozukluğu dolayısıyla birçok astronom tarafından cüce gezegen olarak adlandırılması doğru bulunmamaktadır. Ancak, fiziksel özellikleri asteroit olmayacak kadar ivme kuvvetine sahip ve kendine bağımlı bir kütle çekim gücü bulunmaktadır. Ayrıca Haumea’nın fiziksel şekli astronomlar ve bilim adamları tarafından, ana ekseni eğri, elipsoit şekilden oluştuğunu vurgulamışlardır.

Ana ekseninin eğikliği, cüce gezegene en büyük şeklini veren faktörlerden birisidir. Çünkü, göktaşlarına ve asteroit gibi gök cisimlerine çarpmalardan dolayı, yörünge periyodu sürekli değişmekte ve yanlış bir şekilde sürtünmelere maruz kalmaktadır. Bu da, ana eksen eğikliğini doğrudan etkilemektedir.

Haumea Cüce Gezegeninin Yüzeysel Şekilleri

Haumea cüce gezegeninin eğik bir şekli olsa da, bilim adamları tarafından yaşanılabilir cüce gezegenler kategorisine taşınmıştır. Çünkü, kendi has ince atmosferi ve kütle çekim kuvveti bulunmaktadır. Bu da gök taşlarından az da olsa korunmayı ve yaşama en ufak el verişli alanı oluşturmaktadır. Bunların yanı sıra, bazı profesyonel gözlemciler tarafından cüce gezegen yüzeyinde buzullara rastlandığı da bilinmektedir. Ayrıca buzullar sayesinde, hidrostatik dengenin yani yer çekiminin de olabileceği tahminler arasında gelmektedir.


Teleskop İle Haumea Gözlemi

2 grup astronom tarafından ışık kirliliğinin olmadığı bir alanda, aşağıda vermiş olduğum fotoğraftaki gibi Haumea’yı gözlemleyebilirsiniz. Ancak, teleskopların ışık toplama gücü sınırlı bir şekilde gök cisimlerini izlemeye olanak sağladığı için, Haumea cüce gezegenini renkli bir şekilde görebilmeniz imkansızdır. Aşağıda vermiş olduğum fotoğraftaki gibi gözlem yapabilirsiniz. Bu arada teleskopunuzun fiyatı ve özellikleri ne kadar yüksekse, o kadar görsel açınız mükemmel olacaktır. Cüce gezegen gözlemlerinde iyi teleskoplamalar…
teleskop ile haumea gözlemi

Antennae Galaksileri Nedir?

Antennae galaksileri nedir?

Antennae Galaksileri Nedir?

Antennae Galaksileri, Türkçe isimleri ile Anten Galaksileri olarak bilinmektedir. Ayrıca astronomi dilindeki isimleri iki farklı çeşit olarak konulmuştur. Bu isimler; NGC 4038 ve NGC 4039’dur. Antennae Galaksileri, 1785 senesinde, ünlü gök bilimci William Herschel tarafından özel teleskopu ile keşfedilmiştir.

Bu Antennae Galaksileri’nin diğer galaksilerden en büyük etkiletici özelliği, iki farklı galaksinin birbirleri ile çarpışması sonucu bir araya gelmiş olmalarıdır. Ayrıca birbirleri ile etkileşime giren galaksiler, ayırt edilebilmeleri için ‘’ kuzey anten ‘’ ve ‘’ güney anten ‘’ olarak farklı gruplara konumlandırılmışlardır. İki galaksinin çekirdeğindeki kara delikler, birbirleri ile zıt kutuplaşma yaşamaktadırlar. Bu zıt kutuplaşmada ise, bir kara delik başarılı olacak, diğer kara delik başarılı olan kara deliğin içerisinde ölüme süzülecektir.


Antennae Galaksileri’nin Özellikleri Nelerdir?

Antennae Galaksileri, yaklaşık 1 milyon yıl önce birbirleri ile aynı yörüngede çarpışmışlardır. Bu çarpışma sonucu, çevrelerinde bulunan canlı yıldızlar kütle çekim sebebi ile ölü yıldızlara dönüşmüşlerdir. İki galaksinin çekirdeklerinde bulunan ölümcül kara delikler, ölü yıldızları içlerine çekerek büyümektedirler. Ancak, önümüzdeki 500.000 yıl içerisinde iki galaksi tamamı ile birleşecek olup, bir kara delik zıt kutuplaşma yaşayarak yaşamına son verecektir.

Galaksilerin fiziksel ve yüzeysel özelliklerini anlatacak olursak, türleri evrende az rastlanan uyarıcı spiral’dir. İki galaksinin yaklaşık çapı, 350.000 ly olarak gözlemlenmiştir. Ayrıca, kitle bazlı hesaplamalarda, iki kara deliğinde ebatları galaksilerin ebatı ile karşılaştırılmaktadır. Yani bu oran tam 50 milyar M’dir. İki galakside süzülen yıldız sayısı ise 40 milyar olarak tahmin edilmektedir. Fakat 40 milyarın yarısından çoğu ölü yıldızdır. 

Galaksilerin şuanda bağlı olduğu takımyıldızı, Corvus yıldızlarıdır. Galaksiler çarpışmadan önce bağlı oldukları takımyıldızları, Başak kümesi olarak adlandırılan yıldızlardır. Ani bir tepkime ile çarpışan galaksiler, yaklaşık 5 ila 6 kilometre yörüngelerinden çıkmışlardır. Yörüngeden çıkmalarının sebebi, takımyıldızlarının değişikliklerine sebep olmuştur.

Antennae Galaksileri Hakkındaki Gerçekler Nelerdir?

- İki galaksi çarpışmadan önce, anten şeklinde orta boyutlu bir gök cisimleriydiler. Fakat çarpıştıktan sonra ve birleştikten sonra, eliptik sarmal galaksi şeklini alacaklardır.

- Samanyolu ve Andromeda galaksileri de çarpışacak ve eliptik galaksi yerine, anten galaksilerinin ilk halini alacaklardır. Bunun sebebi, iki galaksinin sarmal kollarındaki kara deliklerdir. Bu deyim, sadece bir teoridir.

- Antennae Galaksileri çarpışmadan önce, yaşam içeren gezegenlerin olduğu bilim adamları tarafından tahmin edilmektedir.

- Galaksiler çarpıştığında çevrelerinde ölen gök cisimleri, farklı bir yörünge periyoduna girmiş ve diğer kara delikler tarafından yutulmuştur.

- Galaksilere ‘’antennae’’ isminin verilmesi, iki galaksinin çevresel antenlere benzetilmesinin sebebidir.
Antennae galaksi gözlemi
Teleskop ile Gözlemlenmiş Antennae Galaksileri

Sombrero Galaksisi Nedir?

Sombrero galaksisi nedir?

Sombrero Galaksisi Nedir?

Sombrero Galaksisi, Dünya’dan 3.kadir ile gözükebilen sayılı gök cisimleri arasındadır. Dış görünümü Meksika şapkalarını andırmakta olup, spiral galaksiler kategorisindedir. Ayrıca, içerisinde ve dışarısında kalın bir toz bulutu bulunmaktadır. Bu toz bulutu, galaksinin ebatı yani boyutuyla birlikte sürekli hareket halindedir. Toz bulutunda, gök cisimlerinin gazları ve hidrojen gazının olduğu da incelemeler sonrasında kanıtlanmıştır.

Ayrıca bilim adamlarına göre Sombrero Galaksisi, yıldız doğumlarının en çok olduğu galaksiler arasında 3. sıradadır. Çünkü her yıl, yüzlerce yeni gök cismi oluşmaktadır. Galakside, yıldız doğum oranları bilim adamlarına göre normal bir seviyede olup, yaşanılabilir gezegen barındırdığı da düşünülmektedir.

Sombrero Galaksisi’nin Özellikleri Nelerdir?

Sombrero Galaksisi’ne verilen isim, Meksikalıların sürekli kullandığı şapka sıfatından gelmektedir. Bu sıfat, sombrero olarak kullanılmaktadır. Sombrero şapkasına benzerliği ile bilinen galaksinin, iki adet astronomi alanında verilen ismi de bulunmaktadır. Bu isimler, M104 ve NGC 4594’dür. Ayrıca çevrelerinde bulunan diğer galaksiler gibi, türü sarmal galaksi olarak gözlemlenmiştir.

Bu özelliklerinin yanında fiziksel özellikleri; galaksinin bilinen ve hesaplanan çapı tam olarak 50.000 ly’dir. Çekirdeğinden dış yüzeyine kadar olan mesafesi oldukça dar alan olarak bilinmektedir. Çekirdeğe olan mesafe 29 Mly’dir. Ayrıca başak takımyıldızına bağlıdır ve takımyıldızları ile aynı yörüngede süzülmektedir. Çevrelerinde bulunan galaksilere nazaran daha ağır bir kitleye sahip olan Sombrero, yaklaşık 800 milyar M kitlesine sahiptir.

Sombrero Galaksisi Hakkındaki Gerçekler Nelerdir?

- Sombrero, bilim adamları tarafından resmi bir galaksi olarak tanımlanmıştır. Ayrıca Başak takımyıldızlarına olan bağlılığı, 2.000 ışık yılı sonrasında yörüngelerinden çıkarak son bulacaktır.

- Sombrero Galaksisi’nin çekirdeğinde, tam 100 milyon adet ölü yıldız bulunmaktadır. Bu yıldızlar sayesinde çekirdek her geçen gün daha da büyümekte ve gelişmektedir.

- Sombrero Galaksisi’nin çekirdeğinde ölümcül bir kara delik bulunmaktadır. Bu kara delik, galaksinin çekirdeği ile birlikte beslenmektedir. Genellikle çekirdeğin etrafında ölen yıldızları içine çekerek gelişmektedir.

- Galaksinin, Dünya’dan görünümü yukarıda verdiğim fotoğraftaki gibi olmayabilir. Çünkü galaksiyi gözlemlediğimizde, silik bir halka gibi görünecektir. Bunun nedeni, ‘’kenar bakış açısıdır’’.

- Sombrero Galaksisi’ni ilk gözlemleyen uzay teleskopu, Hubble olmuştur. Ayrıca Hubble, galaksiyi özel donanımlı bir şekilde gözlemlemiştir.

- Sombrero Galaksisi, amatör gözlemcilerin sıklıkla izlediği bir gök cismidir. Işık kirliğinin olmadığı alanlarda, orijinal fotoğraftaki gibi gözlem yapabilirsiniz.

Messier 87 Galaksisi'nin Özellikleri Nelerdir?

messier 87 galaksisi nedir?

Messier 87 Galaksisi’nin Özellikleri Nelerdir?

Messier 87, astronomi alanında M87 olarak bilinmektedir. Ayrıca, Dünya üzerinden silik bir halka olarak gözükebilen tek eliptik galaksidir. Messier 87’nin en büyük özelliklerinden birisi; tamamının ışıktan oluşmasıdır. Yani içerisinde bulundurduğu milyarlarca yıldızların, çekirdek kısmında beliren optik ışın maddelerinin galaksiye ışık görünümü kazandırmasıdır. Bu özelliği ile teleskop gözlemlerinde 2.kadirden görünen tek galaksidir.

Bunların yanı sıra, Samanyolu Galaksisi’nin çekirdeğinde bulunan kara delik gibi, M87’de çekirdek içerisinde ölümcül bir kara delik bulundurmaktadır. Samanyolu’nda ki kara delik etkisizdir ama M87’de ki kara delik, her geçen yıl büyümektedir ve M87 Galaksisini içine doğru yutmaktadır. Yaklaşık 5.000 ışık yılı sonrasında M87 Galaksisi, yerini çekirdeğinde bulunan kara deliğe bırakacaktır.

Messier 87 Galaksisi'nin Özellikleri

Messier 87, çevresinde bulunan galaksiler gibi eliptik bir şekildedir.  Çapı yaklaşık, 120.000 ly olarak bilinmektedir. Samanyolu’na olan uzaklığı 53 ly olarak hesaplanmıştır. Diğer galaksiler gibi kitle bazlı olan M87, yaklaşık 2.400 milyar kitleye sahiptir. Ayrıca, 2 ana kolu vardır ve ilk ana kolunda, 2. ölümcül kara delik bulunmaktadır.

M87 içerisinde, 1 trilyona yakın gök cismi barındırmaktadır ve yaşanılabilir bir gezegene rastlanılmamıştır. Çünkü içerisinde buzul ve lavlarla kaplı gök cisimleri gözlemlenmiştir. Ayrıca takımyıldızı olarak, başak yıldızlarına bağlıdır. Diğer galaksiler gibi gazdan oluşmaktadır ancak M87, diğer galaksilere nazaran daha fazla gaz içermektedir. Bu durum M87’de, yaşam olmadığını kanıtlayan faktörler arasındadır.

Messier 87 Hakkındaki Gerçekler Nelerdir?

- M87’deki gaz maddeleri, diğer galaksileri öldürebilecek kadar kuvvetlidir.

-  M87, gaz ve toz bulutlarından oluşmaktadır. Ancak gazımsı iyon maddeleri, toz bulutlarını öldürdüğü için, sürekli gaz maddeleri meydana gelmektedir.

- Messier 87’de bulunan kara delik, 3.5 milyar çapa sahiptir. Yaklaşık 1 milyar yıl önce bu oran 1.8 milyardı.

- Messier 87, çekirdek kısmındaki kara delikten hariç, halka şeklindeki bir kolunda da kara delik bulundurmaktadır. Bu iki kara delik, önümüzdeki 5.000 ışık yolu sonrasında birleşerek, galaksiyi yutacaklardır.

- Samanyolu Galaksisi’ne yakın olarak bilinen en aktif galaksi; M87’dir. Ayrıca astronomlar bu galaksiye, Aktif Galaktik Çekirdek adını vermişlerdir.

- M87, amatör gök bilimciler tarafından en basit gözlemlenecek galaksidir. Ayrıca 2. kadirde yer aldığı için, ışık kirliliğinin olmadığı yerleşkelerde daha rahat gözlemlenebilir.

Gök Cisimleri Neden Döner?

gök cisimleri neden döner?

Gök Cisimleri Neden Döner?

Evrende bilinen tüm gök cisimlerinin kendine has bir hareket ivme sistemi vardır. Bu ivme sistemi sayesinde, kendi hız evrelerini ve dönüş sürelerini belirlerler. Bu ivme hareket sistemlerine, Samanyolu Galaksisi ve Güneş Sistemi de dahildir. Bilim adamlarının araştırma teorilerine göre; gezegen dönmelerinin nasıl başladığı bilinmemektedir. Hatta bilim adamları bu ivmelere göre hiçbir teoride bulunmamıştır. 

Çünkü gök cisimlerinin hareket kabiliyetlerini nasıl elde ettikleri bilinmiyor veya kaynakları hiçbir şekilde bulunamıyor. Bunun asıl nedeni birkaç bilim adamınca, gök cisimlerinin çekirdeklerinde bulunan iyonik maddeler olduğunu tespit etmişlerdir. Fakat bu tespit, diğer bilim adamları tarafından onaylanmamıştır.

Dünya Kendi Etrafında Nasıl Dönüyor?

Her gök cismi gibi Dünya’da kendi hareket ivmesine sahip bir gezegendir. Bilim adamları ilk önce Dünya’nın dönme sürelerini araştırmış ve astronomik terimler ile bu oranları hesaplamışlardır. Fakat yukarıdaki anlatımlarda dediğim gibi; Dünya’nın da hareket ivmesinin kaynağı bulunamamıştır. Hareket ivmeleri, gök cisimlerinin çekirdek kısmında bulunan, iyonik maddeler sayesinde olduğu belirtilmiştir. Ayrıca bu iyonik maddelerin sürekli hareket halinde olması da Dünya’ya hareket ivmesi kazandırıyor, diyebiliriz. 

Başka bir teori ise; Dünya’nın oluşumundan kaynaklanan madde yapısının değişikliğidir. Yani, Dünya oluşurken bir araya gelen iyonik maddeler, çekirdekte bulunan diğer maddeleri hareket haline getirmiş ve Dünya’ya hareket ivmesi kazandırmıştır. Bu kurgu, şuana kadar desteklenen ve birçok bilim adamından onay alan bir teori bazlı bilgidir. 

Not: Yukarıdaki iki teoriden başka, hareket ivmesi için hiçbir teori bulunmamaktadır. 

Dünya Aniden Durursa Ne Olur?

Dünya aniden durursa, yerçekimi kuvvetine benzer afetler yaşayabiliriz. Çünkü Dünya’nın aniden durması demek, bir arabanın aniden durmasına eş benzer bir olaydır. Örneğin, bir araba aniden durursa, içerisinde bulunan insanlar öne doğru ağır bir tepkime ile savrulurlar. İşte bu örneğe benzer, Dünya’da aniden durursa, öne doğru savrularak yaşama son verebilir.

Bu olaydan sadece canlılar değil, tüm okyanuslar, kayalar, volkanik dağlar gibi birçok afet oluşturabilecek kaynaklar etkilenebilir. O yüzden bu tür devasa afetlerin sadece filmlerde yaşanmasını diliyoruz…

Dünya’nın Dönme Hızı Yavaşlıyor Mu?

Dünya’nın kendi kendine dönmesi, geçmişten günümüze kadar bilinen nesnel yargılardan bir tanesidir. Fakat geçmişteki dönme hızı, günümüzde ki dönme hızının neredeyse 0.0025 m/s kadardır. Yani bu oran gitgide yavaşlamaktadır. Peki bunun en önemli sebebi nedir?

Dünya’nın hızının yavaşlaması, Dünya üzerinde bulunan gelgitlerden kaynaklanmaktadır. Gelgitlerin sürtünme kuvveti, ani tepkime ivmesine dönüştüğü için, Dünya’nın hızı belirsiz bir şekilde yavaşlamaktadır. Bilim adamlarına göre bu oran, 2100 yılında 0.0050 m/s’ye kadar çıkacaktır. 

Voyager 1 Uzay Aracı Nedir?

voyager 1 uzay aracı nedir?

Voyager 1 Uzay Aracı Nedir?

Voyager 1, Nasa’nın üzerinde en çok çalıştığı ve donanım olarak üstün seviyede tuttuğu, en kapsamlı misyon görevidir. Voyager 1, Güneş Sistemi üzerine araştırma ve inceleme yapmak için fırlatılmıştır. Fakat Nasa, uydu görevindeyken planları değiştirerek, öteki uzay sistemlerine ve yıldızlararası alanlara göndermeyi hedeflemiştir.


Planları değiştiren Nasa, uzay aracının rotasını değiştirerek, dış gezegen sistemlerine doğru keşiflere başlamıştır.
Güneş sistemi görevlerindeyken Jüpiter’in ve Satürn’ün fiziksel özelliklerini inceleyen uzay aracı, ana üsse binlerce fotoğraf ve bilgi ulaştırmıştır. Bunların yanı sıra, iki dev gezegenin atmosfer ve hava koşullarını da inceleyen uzay aracı, uydularının da birçok faktörlerini incelemiştir.

Voyager 1’in Fiziksel Özellikleri

Voyager 1’in yapımı tamamen Nasa yetkililerince yapılmıştır. Günümüzde uzay araçlarında kullanılan, referans aletleri Voyager 1 uzay aracında bulunmaktadır ve üzerinde 11 adet bilimsel araç-gereç vardır. Bu araç-gereçleri sayesinde birçok cevapsız soruyu cevaplandırarak, astronomik alanda insanoğlunu bilgilendirmiştir. Voyager 1’in üzerinde bulunan en önemli aletler şöyledir; iletişim sistemi, güç ve son olarak bilgisayarlar.

İletişim Sistemi Nedir?

Voyager 1’de kullanılan iletişim ağı, eski tarihlerde yapılmasına rağmen oldukça iyi bir alıcı-vericiye sahiptir. Çünkü Nasa mühendisleri tarafından titiz ve teknolojik bir şekilde yapılmıştır. Uydunun üzerine geçirilen anten sayesinde haberleşme sağlayan Nasa, uydunun içerisinde bulunan derin uzay ağı adlı mekaniği öteki sistemdeki gezegenler için kullanmaktadır. Ayrıca Nasa’nın, uzay aracı ile hiçbir zaman bağlantısı kesilmemiştir.


Güç Nedir?

Voyager 1, RTG adı verilen izotop motoru kullanmaktadır. Bu motor, Nasa mühendisleri tarafından Voyager 1’e özgü bir şekilde imal edilmiştir. 470 W elektrik gücü ile çalışan motor, anten vericileri sayesinde kendini sürekli yenilemekte ve şarj etmektedir. Motor üzerinde kalan hararet, izotop gücü sayesinde yakıta dönüştürülmektedir. Uzay aracının şuan ki yakıt durumu yaklaşık 6-7 yıl yetecek durumdadır.

Bilgisayarlar Nedir?

Diğer uzay araçlarından farklı olan Voyager 1, tamamen elektrik akımı üzerine kurulu bir uzay aracıdır. Her şeyi izotop motoruna bağlı olmakla beraber, tüm bilgisayar ekipmanları motorun ısı mekanizması sayesinde çalışmaktadır. Ayrıca bilgisayarları sayesinde, Nasa’ya sürekli sinyal göndermekte ve uzay aracının yönetimi buradan yapılmaktadır.

Not: Voyager 1 üzerinde bulunan anten, sürekli olarak Dünya’ya bakmaktadır. Bunun nedeni; iletişim sinyallerinin daha hızlı ulaşması içindir.

Voyager 1 ve Popüler Kültür

Voyager 1, tüm insanlık için ayrı bir umut ve ışık kaynağıdır. Çünkü insan yapımı ve ilk defa yıldızlararası boşluğa giren bir yapay uzay aracıdır. Ayrıca birçok ülkede Voyager kutlama günleri yapılır ve uzay aracının maketleri yaklaşık 13 ülkede, astronomi ve bilim müzelerinde sergilenmektedir.

Voyager 1 üzerinde bulunan akıllı bilgisayarlarda, altın renginde bir plak bulunmaktadır. Bu plakta, birçok ülkenin dili ve kültürel farklılıkları yer almaktadır. Plak Voyager 1 uzay aracından sürekli olarak sinyal göndermektedir ve Da Vinci’nin çizmiş olduğu insan figürleri yer almaktadır. Bu plağın asıl nedeni; olası uzaylı karşılaşmasında diğer canlıları bilgilendirmektir.
voyager 1 plak nedir?

Sputnik 1 Uzay Aracı Nedir?

sputnik 1 uzay aracı nedir?

Sputnik 1 Uzay Aracı Nedir?

Sputnik 1, Sovyetler Birliği’nin kendi imkanları ile yaptığı, ilk insansız yapay uydusudur. Uydu, uzay yarışlarının olduğu dönemde yapılmış olup, ABD’ye göz dağı vermek için imal edilmiştir. Ayrıca Sputnik 1’den sonra, Sputnik misyon görevi başlamıştır. Yani 1. uydudan hariç birçok uydu görev sebebi ile Sovyetler Birliği’ne bağlı kalarak, Dünya’nın yörüngesine oturtturulmuştur.

Sputnik 1 uzaya Sovyetler Birliği’nin uzay üssünden fırlatılmış olup, 1957 yılının 4 Ekim’inde yörüngeye başarılı bir şekilde yerleştirilmiştir. Sovyetler Birliği, uydunun fırlatılışından sonra uyduya resmi isim vermiş olup, uydunun ismi; Dünya’nın Yapay Uydusu olarak anılmıştır.

Sputnik 1’in Fiziksel Özellikleri

İlk uydunun ağırlığı yaklaşık olarak 80 kilogram olarak yapılmıştır. Çapı ve yüksekliği orantılı olup, 58 cm olarak imal edilmiştir. Ayrıca uydunun yörünge yüksekliği, ilk uydu olmasına rağmen 250 kilometre olarak sabitlenmiştir. Uydunun 4 adet ana motora bağlı anteni ve vericisi bulunmaktadır. Bu antenlerin ikisinin verici sinyalleri 20 MHz, diğer ikisinin verici sinyalleri 40 MHz’dir.

Ayrıca uydunun basınç ve sıcaklık sistemleri, 4 adet radyo vericilerine bağlanmış olup, uydunun küre şeklindeki kısmında nitrojen gazı ile ana kumanda dairesine sinyal göndermektedir. Nitrojen gazı ile doldurulmasının sebebi, uydunun bir göktaşı veya gök objesi tarafından delinip, delinmediğini kontrol etmektir.

Bunların yanı sıra Sputnik 1 pilleri, Sovyetler Birliği’nin bilim adamları tarafından yapılmıştır. Bu piller sayesinde uydu, 3 hafta kadar sorunsuz bir şekilde çalışmıştır. Çalıştığı süre zarfında, fotoğraflama ve sinyal yapan uydu, yörüngede tam 1.450 tur atmıştır. Tur sayısı yaklaşık olarak 68 kilometre olarak hesaplanmıştır.

Sputnik 1’in Görevi Nedir?

Sputnik 1 Sovyetler Birliği tarafından, ABD’ye propaganda yapmak için planlanmış bir uzay projesidir. Sovyetler Birliği bu propaganda da başarılı olmuş ve ABD’yi korkutmuştur. ABD, Sputnik uzay aracından sonra kendi uydusunu yapmak için çalışmıştır, fakat başarılı olamamıştır.

Propaganda sonrası Sovyetler Birliği’nin önüne geçmek isteyen ABD, ülkesinin eğitim sistemini değiştirmiş ve tüm mali kaynakları uzay projelerine ayırmıştır. ABD ilk uydudan sonra yaklaşık 1957 senesinde uydusunu fırlatmıştır. Bu olay; uzay yarışlarının en büyük karşılaşması olmuştur.

Sputnik 1 ve Popüler Kültür

Sputnik 1, 3 hafta kadar yörüngede başarılı bir şekilde görevini yapmıştır. Görev süresi sonrası, pilleri bittiği için atmosfere girerek parçalanmıştır. Rusya başta olmak üzere birçok ülke Sputnik 1’in maketlerini yaparak uzay müzelerinde sergilemektedir.

Not: Sovyetler Birliği, Sputnik 1 uzay aracının yapılış belgelerinin ve imalatının 20 belge kadar kopyasını almıştır. Bu kopyalar halen günümüzde Rusya’da sergilenmektedir.

Güneş Tutulması Nedir ve Nasıl Oluşur?

güneş tutulması nedir?

Güneş Tutulması Nedir ve Nasıl Oluşur?

Güneş tutulması, Ay, Dünya ve Güneş arasındaki periyot yörüngesinde gerçekleşen doğal astronomik olaydır. Diğer bir deyim ile okültasyon olarak da bilinir. Güneş ve Ay, birbirleri ile bağlantılı periyot düzlemlerinde Yeni Ay olarak adlandırdığımız, dolunayda meydana gelebilir. Fakat bu olaya günümüzde rastlanmamaktadır. Bunların yanı sıra, Dünya ve Ay, Güneş’in yörünge periyotunda karşılaştıkları zaman, eliptik ve yüzde 2’lik bir eğik açı şeklini alırlar.

Ayrıca tutulma sırasında, Ay’ın gölgesi iki kategori altında incelenir. Bu kategorilere astronomide verilen isimler; karanlık umbra ve hafif penumbra’dır. Bu gölgeler, Dünya üzerinde tutulma geçene kadar sürekli hareket eder ve Güneş’ten gelen ışınları yeryüzüne iletemezler. Kısacası, Güneş tutulması sırasında işlevi en büyük olan cisim, Ay’dır.

Güneş Kaç Farklı Şekilde Tutulmaya Girer?

Güneş, bilim adamlarının araştırdığı ve kanıtlamış olduğu 3 şekilde tutulma türünde gerçekleşir. Bunları, Kısmi tutulma, yuvarlak tutulma ve son olarak tam tutulma’dır.

Kısmi Tutulma Nedir?

Ay’ın, Güneş ve Dünya arasındaki periyoduna hareket etmesiyle gerçekleşen tutulma türüdür. Dünya, Ay’ın en açık gölge kısmına denk geldiği zaman, kısmi tutulma olarak adlandırılan doğal astronomik olay meydana gelir. Güneş’in yüzde 75’lik kısmını kapatacak şekilde Dünya’dan izlenebilir.

Yuvarlak Tutulma Nedir?

Diğer tutulmalardan çok değişik bir türü vardır. Çünkü Ay, normal yörüngesinden en uzak olduğu süre zarfında meydana gelir ve Güneş’in kenarları hariç orta kısmını kaplayacak şekilde önüne geçer. Güneş’ten Dünya’ya gelen ışınları, karanlık bölgesine hapseden Ay, 5 ila 12 dakika arasında yuvarlak tutulma olarak adlandırılan doğal olayı, devam ettirir.

Tam Tutulma Nedir?

Ay, Güneş’in tamamını yörüngesinde kaplar ve Dünya’dan Güneş’i görmemizi engeller. Bu olay Ay’ın gölge türlerinin bir parçasıdır ve karanlık umbra olarak bilinir. Genellikle tam tutulma sırasında, yörüngesel olarak Güneş’in tüm işlevselliği Dünya üzerinden çekilir, bu olay yaklaşık 3 ila 6 dakika arasında meydana gelir. Ayrıca Tam Güneş Tutulması, Dünya üzerinden sürekli izlenemeyebilir.

kaç adet güneş tutulması vardır?

Güneş Tutulmaları Hakkındaki Gerçekler

- Her yıl 2 ila 4 arasında Güneş Tutulmaları meydana gelebilir.

- Ay’ın ve Güneş’in yörüngesel periyotları her tutulmalarda, bütünlük oluşturur.

- Dünya’da bilinen en uzun ve büyük tutulma, 7.5 dakika olarak gözlemlenmiştir.

- Güneş tutulması anında, gökyüzünde beliren yıldızların parlaklığını sönük şekilde görebilirsiniz. Çünkü Dünya’nın yeryüzüne gelen ışınları Ay’ın yüzeyinde kalır ve gökyüzündeki objeleri seçmemizi zorlaştırır.

- Tutulma sırasında hava koşulları değişebilir ve karanlık bir ortam oluşur.

Yeni Ufuklar Uzay Aracı Nedir?

Yeni ufuklar uzay aracı nedir?

Yeni Ufuklar Uzay Aracı Nedir?

Yeni Ufuklar Uzay Aracı, diğer adı ile New Horizons olarak da bilinmektedir. Bu araç Nasa mühendisleri ve sayılı astronomik üniversitelerdeki bilim adamları tarafından, Plüton cüce gezegenine özgü bir şekilde yapılmıştır. Yeni Ufuklar, sadece Plüton’u ziyaret etmek için değil, Kuiper Kuşağı’nda bulunan diğer gök cisimlerini araştırmak içinde uzaya gönderilmiştir.


Ayrıca, Yeni Ufuklar uzay aracından önce yapılan Pluto Kuiper Express uzay aracı, Nasa yetkilileri tarafından 2000 yılında iptal edilmiştir. Görevin iptali Nasa yetkilileri tarafından, finansman kaynakları olarak belirtilmiştir. Bu iptal edilen görevin ardından, Yeni Ufuklar Misyonu başlamış olup, başarılı bir şekilde görevini sürdürmektedir. Ayrıca Yeni Ufuklar uzay aracı, öteki sistem olarak adlandırılan Kuiper Kuşağı’na gönderilen sayılı insansız uzay araçlarının arasında en maliyetli olanıdır.

Bu uzay aracı tam 650 milyon dolara imal edilmiştir ve misyon gereği üzerine son teknoloji kamera sistemleri ve iletişim sistemleri ilave edilmiştir. Uzay aracında çift kamera bulunmaktadır ve bu çift kamera; kızılötesi ve normal kamera olarak ikiye ayrılmaktadır. Bunlardan en önemlisi, uzay aracının yüzeysel kısmı tamamı ile Güneş solarlarından yapılmıştır. Bunun sebebi ise; uzay aracının Güneş ışınlarından faydalanıp, daha hızlı hareket etmesi ve sürekli kendini şarj etmesidir.

Yeni Ufuklar Misyonu Hakkındaki Gerçekler

- Yeni Ufuklar misyonunun tam hedefine ulaşması için uzay aracının, 300 kilometrelik dairesel yörünge periyodunu izlemesi gerekmektedir. Bu yörüngeden çıktığı anda tam hızını kaybederek, uzay boşluğuna doğru süzülme ihtimali vardır.

- Uzay aracı, Nasa uzmanları tarafından daha hızlı yol alabilmesi için, Jüpiter’in doğal çekim gücüne doğru manevra yaparak uzay aracını tam 4 kilometre hızlandırmışlardır. Bu hızlandırma Jüpiter’in yerçekimi olarak adlandırılan kütlesel kuvveti ile yapılmıştır.

- Yeni Ufuklar misyonu, 2006 yılında Nasa tarafından başlatılmıştır. 2006 yılında ise Plüton gezegenlik kategorisinden çıkartılmamış olup, misyonun ana temel maddesi; Plüton gezegenini incelemekti. Ancak Uluslararası Uzay Birliği tarafından gezegen kategorisinden çıkartılan Plüton, ikinci maddede kalarak, Kuiper Kuşağı birinci sıraya geçmiştir.

- Misyonun başlatılma yılından itibaren en başarılı olduğu tarih, 14 Temmuz 2016’dır. Çünkü bu tarihte, uzay aracı Plüton’a 9.650 kilometre yakın olacaktır.

- Bu misyon içerisinde bulunan ve insan yapımı olarak Yeni Ufuklar uzay aracı gibi en uzağa giden uzay araçları; Voyager ve Pioneer uzay araçları olmuştur.

Yeni ufuklar uzay aracı hakkındaki bilgiler

Yeni Ufuklar Uzay Aracı Hakkındaki Bilgiler

- Uzay aracı Plüton görevini bitirdikten hemen sonra, Dünya ve Güneş arasındaki en uzak rekoru kırarak uzay tarihine geçecektir. Bu oran; 4.76 kilometre olarak hesaplanmıştır.

- Uzay aracı içerisinde ve dışarısında tam 7 bilimsel araç-gereç bulunmaktadır.

- Uzay aracı, Plüton ve Kuiper Kuşağı’ndan kumanda yönetimine binlerce kızılötesi ve normal fotoğraf göndermiştir.

- Uzay aracının yüzeyinde bulunan Güneş solarları güç tüketimine yarayış sağlamadığı için, uzay aracının gerçek motoru çalıştırılıp, radyoizotop jeneratörü tarafından enerjisi sağlanmaktadır.

Not: Uzay aracının üzerinde ki araç ve gereçlerin çalışıp çalışılmadığı anlaşılmadığı için, araç kış uykusuna yatırılmıştır. Şuan araca hiçbir şekilde enerji verilmemektedir.

Samanyolu Galaksisi Hakkındaki Gerçekler

samanyolu galaksisi hakkındaki gerçekler

Samanyolu Galaksisi Hakkındaki Gerçekler

Samanyolu Galaksisi, evrendeki sayılı galaksiler arasındadır. Ve Samanyolu Galaksisinin en önemli ayrıntılarından biri, yaşanılabilir bir gezegen barındırdığıdır. Galaksinin özelliklerinden bahsedecek olursak; yuvarlak görünen kısmında yani diskinde yaklaşık 4 kol bulundurur ve yeni keşfedilen dış kolunda, çubuklu bir silik halka tozu vardır.

Ayrıca bu silik halka, orta büyüklükte bir kara deliğe benzerliğiyle de bilinir. Bunlardan hariç Samanyolu galaksisi, bilim adamlarının teorisine göre; 12 ila 15 milyar önce oluşmaya başlamış olup, 50 gök adanın içerisindeki bir grubun parçası olmaya adaydır. Diğer galaksilere kıyasla oldukça genç ve sistemsel özellikleri fazla olan bir galaksidir. Bu grupta Samanyolu’nun komşu, Andromeda Galaksisi de bulunmaktadır.

Samanyolu Galaksisi’nin Sistemsel Özellikleri

Samanyolu Galaksisi’nin türü, çubuklu spiral olarak adlandırılan disk kollarına benzer. Galaksinin çap ekseni ise 100.000 – 180.000 ly olarak bilinmektedir. Ayrıca içerisinde bulundurduğu tüm gök cisimlerini hesaplarsak, bu sayı tam; 400 milyara denk gelmektedir. Galaksinin kendi merkezine uzaklığı diğer galaksilere kıyasla daha yakındır. Merkeze olan uzaklığı yaklaşık 27.000 ly olarak tahmin edilmektedir.

Galaksimizin bağlı olduğu takımyıldızı, Yay’dır. Genç ve dinamik bir görünüme sahip olan Samanyolu Galaksisi, bilim adamlarının tahmin ettiği üzere, 13 milyar 6 milyon yıl yaşındadır. Fakat bazı astronomik kaynaklarda 12 ila 15 milyar arasında bir rakamın da çıkacağını hatırlatmak isterim.

Not: Uzay biliminde, Samanyolu Galaksisi’nin yaşı tam olarak bilinmiyor.

Samanyolu Galaksisi Hakkındaki Ayrıntılı Bilgiler

- Samanyolu Galaksisi, Big Bang olarak adlandırılan teoriden hemen sonra bir diskin şeklini andıracak şekilde oluşmuştur. Ayrıca Samanyolu, içerisinde yaşamı barındıran tek galaksidir.

- Samanyolu’nun kendini büyütme işlemi; etrafındaki diğer galaksilerin yardımıyla olmuştur. Çünkü Samanyolu, etrafındaki galaksilerin maddesel yapılarını içerisine çekerek kendini büyütmüş ve bugün ki haline getirmiştir. Galaksiler, kendi boyutlarındaki kara delikleri bile öldürecek kadar güçlüdürler.

- Samanyolu Galaksisi’nin hızı, bilim adamlarının hesaplamış olduğu bilgilere göre yaklaşık, 552 kilometre ve 343 mil’dir.

- Samanyolu’nun kalbi olan çekirdeği, içerisinde bir kara delik barındırıyor ve her geçen salise bu kara deliği kendi çekirdeği ile besliyor. Ayrıca bu kara delik, yaşam için hiçbir sorun teşkil etmiyor.

- Galaksimiz, Andromeda olarak adlandırılan galaksi ile tam 5 milyar yıl sonra çarpışacak ve bazı bilim adamlarına göre; ikili bir devasa galaksi meydana gelecektir.

Asteroit Kuşağı Nedir?

Asteroit kuşağı nedir?

Asteroit Kuşağı Nedir?

Güneş sistemi içerisinde bulunan asteroitler, genellikle Mars ve Jüpiter gezegenlerinin arasında kalan bir alanda bulunurlar. Bu alanda yaklaşık 100 devasa asteroitinde varlığı bilinmektedir. Bu alan astronomi dilinde, Asteroit Kuşağını oluşturmaktadır. Asteroit kuşağından farklı bölgelerde gezinen gök cisimleri, sürekli göç halinde ve dış Güneş sistemine doğru süzülmektedirler.


Asteroit Kuşağında bulunan en büyük devasa gök objeleri ise; Ceres, Vesta, Pallas ve son olarak Hygiea’dır. Bu gök objeleri, kuşağın neredeyse yarısını oluştururlar. Diğer küçük asteroitler ise, kuşağın yarısını oluşturmaktadırlar. Bunların yanı sıra, gezegenler ve gök objeleri hakkında araştırma yapan bilim adamları, ‘’beşinci’’ olarak adlandırdıkları kayalık gezegen teorisi hakkında yeni bir fikir ortaya atmışlardır.

Bu fikir şöyledir; asteroit kuşağında süzülen gök cisimlerini eğer bir araya getirebilirsek, ilk yapay gezegeni oluşturmuş olacağız. Ayrıca bu asteroitlerden oluşan gezegen, yerkabuğu olarak adlandırdığımız toprak parçasını da oluşturacağı için, Dünya’nın ki gibi yaşanılabilir bir gezegen oluşturabiliriz.

Not: Şuana kadar gezegen oluşturma teorisi ile ilgili hiçbir işlem yapılmamıştır.

Asteroit Kuşağında Madencilik

Bu madencilik işi aslında kulağa çılgınca gelebilir. Fakat yabancı ülkelerde bulunan uzay şirketleri gelecekte bu işte olabilmek için şimdiden kolları sıvadılar bile… Çünkü geleceğin en büyük maden işletme tesisleri, bir asteroitin üzerine kurulacak ve maden ticareti hiç olmadığı kadar değerlenecektir.

Bunun en büyük değerlenme etkenleri; asteroit üzerinde bulunan sayısız nikel, demir, titanyum gibi pahalı madenlerin bulunmasıdır. Geleceğin maden arama ve işletmeciliği adı altında ekibini toplayan Nasa, bu işin en büyük destekçileri arasındadır. Hatta asteroit görevleri arasında, asteroit üzerine koloni kurmak gibi çılgınca bir fikri bile bulunmaktadır. Tabii bu fikirler için, uygun bir uzay aracı ve yaklaşık 150-200 yıl sonrası için en yüksek teknolojik aletler gerekmektedir.

Asteroit Kuşağı Hakkında Gerçekler 

- Asteroitler, genellikle kaya ve benzeri taş yüzeyi şeklindedirler.
- Asteroit kuşağı, devasa asteroitlerden hariç milyonlarca küçük asteroitlerden oluşmaktadır.
- En küçük asteroit parçası, çakıl taşına benzer bir büyüklükte olarak gözlemlenmiştir.
- Şuana kadar bilinen ve isimlendirilen asteroit sayısı, yaklaşık 7000 olarak bilinmektedir.
- Yerçekimi kuvvetinden etkilenen asteroitler, kuşaktan çıkabilir ve böylece Güneş sistemi dışına doğru süzülürler.
- Asteroit kuşağının bilinen en büyük cüce gezegeni: Ceres’tir.
- Asteroit kuşağı, farklı alfabelerde ‘’Ana Kemer’’ olarak da bilinmektedir. Bunun en büyük sebebi, diğer asteroit kuşaklarından ayırt edebilmektir.

Geçmişten Günümüze Kadar Yapılan Mars Görevleri Nelerdir?

mars görevleri nelerdir?

Geçmişten Günümüze Kadar Yapılan Mars Görevleri Nelerdir?

Geçmişten günümüze kadar yapılan insanlı, insansız uzay araçları, başarılı ve başarısız olarak iki kategoride yer almışlardır. Bu uzay araçları, yapay uydular gibi yörünge araçları ve yeryüzü araçları şeklinde imal edilmiştir.

En çok uydu yapan uzay şirketi, Nasa olmuştur. Ayrıca Mars gezegenine gönderilen en maliyetli uzay aracını da yine Nasa şirketi yapmıştır. Mars’a gönderilen maliyetli Curiosity uzay aracını da sitemizden ayrıntılı bir şekilde okuyabilirsiniz.

Bunların yanı sıra, Mars’a geçmişten günümüze kadar gönderilen uzay araçlarının sayısı 70’dir. Bu rakamın yarısından çoğu başarısız görev olarak nitelendirilmektedir. Çünkü bazı uzay araçları fırlatılış sırasında kendini imha etti, bazı uzay araçları Mars’ın yörüngesine giremeden iletişim sorunu yaşandı. Hatta bazı uzay araçlarından hiçbir zaman haber alınamadı ve süresiz olarak görevleri iptal edildi.

1960’larda Mars Görevleri

1960’lı yıllarda uzay yarışı adı altında birçok uzay aracı yapıldı ve bu yarışlar sebebi ile Dünya’nın hatta diğer gezegenlerin yörüngeleri ,uydu çöplüğüne dönüştü. Ayrıca 1960’lı yıllarda yapılan Mars 1 uzay aracı, Sovyetler Birliği’nin fırlatma tesislerinden sorunsuz bir şekilde fırlatıldı. Ancak Mars’ın yörüngesine girdikten birkaç saat sonra iletişimi kesildi. Fakat uzay aracının iletişimi kesilmeden önce, yüksek çözünürlüklü kamerası sayesinde çekmiş olduğu Mars fotoğraflarını kumanda yönetimine eksiksiz bir şekilde göndermeyi başardı.

Mars 1’den sonra gelen kardeşleri, Mars 2, 3, 4, 5 ve son olarak 6, birçok görev yaparak Sovyetler Birliği’ni uzay yarışlarında öne geçirmeyi başardı. Diğer Mars uzay araçları ise, Mars 1 gibi yörünge araçları ve harita çıkarma gibi üstün yetenekleri olan araçlardı.

1960’lı yıllarda, Sovyetler Birliği’nden çok ABD’de uzay yarışlarında boy gösterdi. ABD’nin 60’lı yıllarda uzaya göndermiş olduğu uydu, Mariner 4 olmuştur. Mariner 4, Mars’ın fotoğraflarını çekip, Nasa’ya sorunsuz bir şekilde ulaştırmayı başarmıştır. Ancak 60’lı yılların sonuna doğru uzay aracının yakıtı bittiği için görevi yetkililer tarafından sonlandırılmıştır.


1970 ve 1980’lerde Mars Görevleri

Sovyetler Birliği, bu yıllarda çok fazla sorun yaşadığı için, ABD bu yıllarda daha fazla öne geçmeyi başarmıştır. ABD’nin 70’li ve 80’li yılları arasında Mariner görevleri olarak bilinen Mars araştırma uzay araçları geliştirmiştir. Bu görevlerinden yarısı başarılı olmuştur. Mariner 9 olarak bilinen uzay aracı, Mars’ın ayrıntılı haritasını çıkarmayı başarmıştır. Hatta Mars yüzeyinde bulunan volkanik dağları, ovaları ve kanyonları fotoğraflamıştır.

1976’lı yıllarda ABD, Viking programını başlattı. Programın başlangıcından sonra Viking 1 uydusu Mars’ın yörüngesine girmek üzere ABD tesislerinden başarılı bir şekilde fırlatıldı. Viking 1 uydusu, 1975 yılının Ağustos ayında Mars çekiminin etkisine girdi ve birkaç günün ardından uydu, Mars’ın yörüngesinde görevine başladı.

Uydunun en önemli görevi Nasa tarafından basına şöyle duyuruldu: ‘’Viking uzay programının en önemli kısmı, farklı gezegenlerde yaşamı bulmak ve gezegenin yaşanılabilir olduğunu kanıtlamaktır.’’

Not: Günümüzde, Mars yörüngesinde ve Mars yüzeyinde görev yapan yaklaşık 10 adet uzay aracı bulunmaktadır.

Dawn Uzay Sondası Nedir?

dawn uzay sondası nedir?

Dawn Uzay Sondası Nedir?

Dawn uzay sondası, Nasa mühendisleri tarafından titizlikle yapılan ve daha önce imal edilen uydulardan yaklaşık olarak 4 kat daha fazla maliyete denk gelen, sonda lakaplı cüce gezegen aracıdır. Nasa’nın verilerine göre Dawn, 446 milyon dolara imal edilmiş ve Nasa mühendislerinin haricinde çeşitli üniversitelerden bilim adamları sondanın yapımı için birlikte çalışmışlardır.

Ayrıca Dawn sondası, bugüne kadar yapılan tüm uydulardan daha çok özelliğe ve gelişmiş anten, kamera teçhizatlarına sahip bir insansız uzay aracıdır.

Dawn Uzay Sondasının Görevleri Nelerdir?

Dawn, asteroit kuşağında bulunan iki küçük cüce gezegeni incelemek için fırlatılan en gelişmiş uzay sondasıdır. Ayrıca bu uzay sondası, değişik uzay koşullarına karşı yani darbelere karşı özel donanımlı, zırh denilebilecek düzeyde sağlam bir iskeletten yapılmıştır. Az önce bahsettiğim iki küçük cüce gezegenler ise; Ceres ve Vesta olarak adlandırılan gök objeleridir.

Dawn, Ceres ve Vesta gezegenleri üzerinde araştırma yapmak için, ilk önce Ceres’in yörüngesine girmiştir. Sondasının üzerinde bulunan teknolojik aletler sayesinde, Ceres’in siyah-beyaz fotoğraflarını Nasa’nın kumanda paneline sorunsuz bir şekilde göndermiştir. Vesta’nın yörüngesine ise önümüzdeki 3 yıl içerisinde girmesi planlanmaktadır. Bu arada Ceres’in yörüngesine ilk insan yapımı uzay aracı, Dawn girmiştir.

2007 yılının Eylül ayında sorunsuz bir şekilde fırlatılan Dawn uzay sondası, 10 yıldır halen görevini sürdürmektedir. Sürekli fotoğraflama ve kızılötesi yapan Dawn, kızılötesi ışınları sayesinde cüce gezegenin haritasını çıkarmaktadır. Nasa yetkilileri, Dawn uzay sondası hakkında ayrıntılı açıklamayı, Vesta’nın yörüngesine girdiğinde yapacağını da açıklamıştır.

Not: Dawn uzay sondası, Nasa’nın bugüne kadar geliştirmiş olduğu en hızlı motoru kullanmaktadır. Motorun bilinmiş olduğu yaklaşık hız oranı; 41.000 km/s’dir.
Dawn uzay sondası gözlemi ceres

Dawn Uzay Sondasının Ayrıntılı Özellikleri

- Uzay sondası, alüminyum ve grafit olarak adlandırılan sağlam maddesel yapıdan yapılmıştır.
- 747.0 kilogram kuru kütleye ve 1215.1 kilogram normal kütleye sahiptir.
- Uzay sondasında bulunan motor silindiri, ksenon ve titanyum panellerinden yapılmıştır.
- Dawn uzay sondasında bulunan Güneş panelleri, bir uçtan bir uca yaklaşık olarak 19.2 metre olarak bilinmektedir.
- Motorun ivme kuvveti daha önce yapılan araçlardan daha gelişmiş olup, Nasa bu sonda ile kendi motor rekorunu tekrardan kırmıştır. Motorun ivme kuvveti; 90 mN ve 2,5 kW olarak imal edilmiştir.
- Dawn, bilgi birikimi yapmak için beyin kısmına 4 adet bellek konmuş ve 35 Ah Pil ile beslenmektedir. Bu pil Güneş panelleri sayesinde her saat kendini şarj etmektedir.
dawn uzay sondası ayrıntılı özelikleri

Karanlık Madde Nedir?

karanlık madde nedir?

Karanlık Madde Nedir?

İnsanoğlunun kara olarak bildiği ve evrene kara rengi veren karanlık madde, günümüzün teknolojisinin bile inceleyemediği en önemli iyonik maddeler arasındadır. Hatta evren oluşmadan önce, karanlık maddenin varolduğu ve evrenin ilk başlangıcından beri maddesel olarak yaşadığı bilinmektedir. Tabii bu yaşamsal maddenin özellikleri, bilim adamları tarafından sadece teori bazlı olarak nitelendirilmektedir.


Karanlık madde, her bilim alanından inceleme ve araştırılma olmak üzere iki kategoride incelenmektedir. Şuana kadar kesin bir bilgi elde edilememiştir. Ancak birçok bilim adamı, üzerinde çalıştıkları teorileri diğer bilim adamları ile paylaştıklarında, bilgi çöplüğü olarak adlandırılan bir tartışma ortaya çıkmaktadır. Çünkü karanlık madde, evrenin %99’luk kısmına hükmetmiş ve evrenin nasıl oluştuğuna dair en önemli bilgileri saklayan maddesel yapıdır.

Ayrıca günümüzün en önemli teknolojik aletleri bile, karanlık maddenin nasıl bir yapıdan oluştuğunu ve içerisinde bulundurduğu yaşamsal fonksiyonları inceleyememektedir. Karanlık maddenin gelecek yıllarda dev uzay şirketlerinde en önemli araştırma görevi olacağı da kesin bilgiler arasındadır.

Karanlık Madde Nasıl Bulundu?

Karanlık madde, Fritz Zwicky adlı dünyaca ünlü fizikçi tarafından 1933 senesinde ortaya atılmıştır. 1933 senesinde birçok bilim adamı tarafından nesnelliği kabul edilmemiştir. Ancak 1950 ila 2000’li yıllar arasında en önemli iyonik maddeler arasına girerek, evrenin en gizemli ve en karanlık maddesi olmayı başarmıştır. Ayrıca Fritz Zwicky, karanlık maddeyi galaksi gözlemi yaparken, galaksilerin hızları ve kümeleri sayesinde bulmuştur.

Fritz Zwicky, karanlık madde sayesinde şu sözleri bilim dünyasına kazandırmıştır; Karanlık madde, Güneş sistemindeki gibi tüm iyonik maddeleri ve gök cisimlerini etrafında toplar. Her maddesel yapının bir galaksisi veya gök objesi vardır. Yani karanlık maddeler, evrende bulunan her objenin yer belirleyicisidir. Eğer karanlık maddeler, yaşamsal desteklerini kaybederlerse; tüm evreni yok edebilecek bir ölümcül madde yapısı içermektedir. Ayrıca, evrenin oluşumu hakkında bilinen en büyük teoriyi bile hiçe sayacak ve teori bazlı doğruluğunu örtbas edecek en önemli bilgileri maddesel canlı organizmalarında saklıyor. Eğer bir gün karanlık maddenin iç ve yüzeysel yapısını incelemeyi başarırsak, evrenin ve insanoğlunun nasıl yaratıldığını da anlayacağız.
karanlık madde nasıl oluştu?

Günümüzde Karanlık Madde İncelemeleri

Birçok bilim adamının ilgi alanına giren karanlık madde, teleskoplar ve dürbünler ile incelenme olanağı en az olan iyonik yapıdır. Bu kadar zor bir maddenin en ince ayrıntısına kadar incelenmesi neredeyse yılları alabilecek kapasitedir. Ancak her gün gelişen teknoloji sayesinde gelecekte karanlık maddenin de inceleneceği ve yaşamın nasıl başladığını öğreneceğiz.

Bunların yanı sıra, bazı bilim adamlarının açıklamış olduğu bilgilere göre; karanlık madde, evrenin her yerini etkisine almış durumda. Bu maddenin iyi huylu veya kötü huylu olduğu tam olarak bilinmiyor. Ancak, karanlık madde üzerinde yürüttüğümüz detaylı teorilere göre, karanlık madde tam olarak yaşamsal formüller içeren ve evreni sabit tutan bir yapıya sahip. Bu yapı yani madde, evrenin sanki temellerini oluşturan bir beton gibi bir yapıya sahiptir.

Not: Karanlık madde incelemeleri, genellikle Nasa bilim adamları tarafından kızılötesi gözlemevlerinde yapılmaktadır.

Yerçekimsiz Ortamın Vücuda Etkileri Nelerdir?

yerçekimsiz ortamın vücuda etkileri nelerdir?

Yerçekimsiz Ortamın Vücuda Etkileri Nelerdir?

Dünya’nın yörüngesinde bulunan Uluslararası Uzay İstasyonu’na her ay düzenli olarak astronot ve kozmonotlar gidip gelmektedir. UUİ’den dönen astronotlar genellikle Dünya’ya döndüklerinde birkaç gün normal bir şekilde yürüyemedikleri gözlemlenmiştir. Bilim adamlarının astronotlara yaptığı araştırmalar sonucunda ise bu olayın sebebi; vücudun yerçekimsiz ortama göre kendini ayarlaması ve yerçekimli ortama girdiklerinde kemik yapılarının 60-70 yaşlarında bir insana benzemesi gibi bir durum söz konusudur.

Ayrıca astronotların kemik yapılarının değişmesi gibi, bağışıklık sistemlerinin de değişmesi araştırmalar sonucunda kanıtlanmıştır. Bu gibi vücutsal değişiklikler normale döndüklerinde hiçbir kalıcı sağlık sorunlarına da yol açmadığı gözlemlenmiştir. Bunlardan en önemlisi, kalp atış hızının yerçekimsiz ortamda daha yavaş attığı ve kan pompalama gibi işlerini yerçekimli ortama göre daha yavaş yaptığı da bilinmektedir.

Not: Bilim adamlarına göre; yerçekimsiz ortamda bir astronotun kalabileceği süre, maksimum 1 yıl olarak belirlenmiştir.


Astronotlar Dünya’ya Döndüklerinde Neden Yürüyemezler?

Astronotların kemik yapıları yani vücutsal faktörleri, yerçekimsiz ortama alıştıkları için ayak kemikleri baskı alamadığından ve bağışıklı sistemleri normal bir insan sistemi gibi çalışmadıklarından, yerçekimli ortama geldiklerinde birkaç gün süreyle yürüyemedikleri biliniyor.

UUİ’de Nasa tarafından astronotlara sağlanan, spor kapsülü vardır. Bu kapsül içerisinde astronotlar yaklaşık 2 saatlerini her gün spora ayırmalıdırlar. Çünkü sürekli vücutları hareketsiz kaldığı için, belirli bir süre sonra halsizlik, uyku bozukluğu ve en önemlisi psikolojik travmalara sebep olabilecek duyguları bastırmak adına, spor yapmalıdırlar.

Genellikle astronotlar, günün öğle saatlerinde 1 saatlerini koşu bantlarına ayırıp, diğer 1 saatlerini ise, ağırlık kaldırma gibi aktivitelere ayırmaktadırlar.
dünya'ya dönen ve yürüyemeyen astronot

İstasyonda Spor Nasıl Yapılıyor?

Bildiğiniz gibi yerçekimsiz ortam demek, her şeyin orantısız şekilde yükselmesi ve süzülmesi demektir. Bunun önüne geçebilmek için astronotlar, kendilerini spor aletlerine özel bir bantla bağlayıp, yaylar sayesinde gerekli, zorunlu spor aktivitelerini yapmak için çaba gösteriyorlar. Bu aktiviteler yerçekimsiz ortamda, yerçekimli hissi verip, astronotların daha verimli çalışmalarını ve daha sağlıklı olmaları için hazırlanan yaşamsal fonksiyonlardır.

Astronotların Yakalandığı Geçici Hastalık Nedir?

Astronotlar, genellikle Dünya’ya döndüklerinde bir bebek gibi vücutsal hareketliliklerinden haberdar değillerdir. İşte bunun sebebi; osteoporoz dediğimiz kemiksel metabolizmanın bozulmasıdır. Bunun önüne geçebilmek için yukarıda anlattığım gibi, spor yapmalıdırlar. Fakat geçici bir hastalık da olsa, yerçekimli ortama girdiklerinde vücutlarının yaklaşık %50’sini oynatamaz ve hareket ettiremezler.

Ayrıca astronotların, istasyonda geçirdiği süre zarfına bağlı kalarak da, boyunlarında 4 ila 5 cm arasında bir uzama görülür. Boyun uzaması tamamen vücudun iskeletine bağlı kalarak bilim adamlarınca gözlemlenmiştir.

Ay'a Giden Astronotlar Dünya'ya Nasıl Döndü?

ay'a giden astronotlar dünya'ya nasıl döndü?

Ay'a Giden Astronotlar Dünya'ya Nasıl Döndü?

Apollo 11 görevi olarak adlandırılan ve Neil Amstrong, Edwin Aldrin astronotları, Ay’a ilk basan kişiler olarak bilinmektedir. Apollo 11 görevi ardından, birçok kez Ay’a Nasa tarafından astronotlar gönderilmiştir. Bu görevlerin toplamı 5 uçuş olarak gerçekleşmiş olup, 1969 ve 1972 yılları arasında Ay’a resmi olarak iniş yapılmıştır. 5 uçuşun tamamı başarılı şekilde gerçekleşmiştir.

Nasa, astronotları sorunsuz bir şekilde Ay’a ulaştırmayı hedeflemiş ve kısa süreli astronotlara yaşamsal bir ortam hazırlamak için, Ay Modülü olarak adlandırılan küçük kapsül şeklinde ayaklı, aracı geliştirmiştir. Ay modülü, tüm Apollo uçuşlarında yerini almıştır. Ayrıca modül, Ay ortamında şimdiye kadar tasarlanan en iyi yaşamsal ortam olarak bilinmektedir.

Bunların haricinde, Apollo görevlerinde yaklaşık mürettebat 3 kişi olarak seçiliyordu. Bunun sebebi, 2 kişi Ay yüzeyine iniş yapacak, 1 kişi ise Ay yörüngesinde bekletilip, Ay yüzeyinde bulunan astronotları sorunsuz bir şekilde planlanan yörünge bölgesinde kenetleme yardımında bulunacaktı. Bu mürettebat sayısı oldukça iyi bir düzeydeydi ve mühendisler tarafından onay verilerek kabul edilmişti. Ayrıca, uzay aracı 3 ana kısımdan oluşuyordu. Bunlar; komuta modülü, hizmet modülü ve son olarak Ay Modülü’dür.

Bu Modüller Nedir?

Komuta Modülü Nedir?

Komuta modülü, uzay aracı içerisinde bulunan ve mürettebat liderinin sorumlu olduğu, en önemli elektronik parçalardan oluşmaktadır. Ayrıca, parçanın isminden de anlaşılacağı üzerine, uzay aracını komuta görevinde de kullanılıyor.

Hizmet Modülü Nedir?

Hizmet modülü, uzay aracının kısmi bölgelerini ilgilendiren ve tüm mürettebatın bilgisi olduğu bir parçadır. Bu parça, uzay aracına gerektiği kadar yakıtı sağlaması ve mürettebatın gerek duyduğu oksijeni araç içine yayması gibi yaşamsal görevler içeren bir modüldür.

Ay Modülü Nedir?

Ay modülü, diğer adı ile Ay Örümceği olarak da anılmaktadır. Ay modülünün mühendisleri, Nasa tarafından özenle seçilmiştir. Başta Apollo görevleri olmak üzere, farklı deneme ve eğitim testlerinde görev üstlenmiştir. Ayrıca Grumman adlı dev araç-gereç şirketi tarafından dizayn ve üretimi yapılmıştır.

Astronotlar Ay Yüzeyinden Nasıl Ayrılıyorlardı?

Astronotlar, Ay yüzeyinde araştırmaları yapıp, 7. günün ardından, Ay’dan ayrılmak için Ay örümceği olarak adlandırılan araca biniyorlar ve Ay örümceğinin alt kısmı Ay yüzeyinde kalacak şekilde hafif ve orantılı bir güç ivmesi sonucunda kendi araçlarını Ay yörüngesine çıkartıyorlar. Bu yörüngeye çıkma dakikaları yaklaşık olarak 10 ila 15 dakika arasında bir süreye göre değişmektedir.

Ayrıca, Ay yörüngesinde bekletilen astronot modül içerisinde ki astronotları güvenli bir şekilde kenetliyor ve kenetleme işleminden hemen sonra, yörüngede daha fazla ağırlık yaratmaması için, Ay modülünü Ay yüzeyine iterek düşürülmesi planlanıyor. Böylece daha hızlı ivme kazanarak Dünya’ya dönüş başlıyor.

Dünya'nın Çekirdeği Nasıl Sıcak Kalıyor?

dünya'nın çekirdeği nasıl sıcak kalıyor?

Dünya'nın Çekirdeği Nasıl Sıcak Kalıyor?

Her gezegende olduğu gibi Dünya’nın da kendine has, sıcak ve kavurucu bir çekirdeği bulunuyor. Yer kabuğu olarak adlandırdığımız ve çekirdeğin katmanları farklı kategorilerde işlevsellik görüyor. Bunlar; yer kabuğu, manto ve son olarak çekirdek kısımlarından oluşuyor. Ayrıca çekirdeğin dış yüzeyi oldukça sıvı haldeyken, çekirdeğin iç yüzeyi ise katı bir maddeden oluşuyor.

Normalde yeryüzünde insanların hissetmiş olduğu en yüksek sıcaklık, 15 derece olarak gözlemlenmiştir. Fakat bu sıcaklık Dünya’nın en dip merkezine doğru gidildikçe ani bir tepkime ile orantısız bir şekilde yükseliyor. Bunun en büyük sebebi, tahmin ettiğiniz üzere çekirdektir. Çekirdeğin şuana kadar bilinen en büyük ısı oranı, 6000 derece olarak gözlemlenmiş olup, bilim adamlarınca sıcaklığın her yıl biraz daha arttığı düşünülüyor.

Dünya’nın Merkezi Neden Sıcaktır?

Dünya’nın çekirdeği olarak adlandırdığımız ısı kaynağının aslında birkaç tane enerji besini yani kaynağı bulunuyor. Aslında bu kaynağın en büyük etkenlerinin arasında, Dünya’nın oluşumu da teoriler arasındadır. Fakat çekirdeğin hiç sönmeyişi ve aralıksız şekilde ısı artışına devam edişi, tamamen enerji bazlı olarak görülüyor. Yani kinetik ve potansiyel enerjiler, çekirdeğin sürekli canlı kalmasını ve beslenmesini sağlıyor.

Bu olay aslında şöyle gerçekleşiyor; Dünya oluşurken uzayda bulunan ısı kaynakları büyük miktarda yıldızlara ve galaksilere ısı maddeleri bırakmıştı. Dünya’da, gezegen olarak bu çekirdek maddesini canlı tutarak enerji besinleri ile milyar yıldır hayatta kalmayı başardı. Kısacası, çekirdek sisteminin iç kısımlarında bulunan, sürekli hareket halinde kalarak, hareket enerjisi üreterek hiç sönmeyen ve sürekli ivme kazanarak, daha da canlanan bir iç kısım meydana getirmiş oldu.

Dünya’nın çekirdeğinin hiç sönmeyişinin ardında aslında birde sürtünme olayı var. Bu olay normal bir şekilde sürtünme ile aynı oranda gözlemlenmiştir. Örneğin, ellerinizi birbirlerine aynı hızda birkaç dakika sürterseniz, elinizde orantısız bir şekilde yanma olacaktır. Buna bilim dalında ‘’sürtünme kuvveti’’ adı veriliyor. İşte bu olay basit bir şekilde Dünya’nın çekirdeğinde de gerçekleşiyor.

Çekirdek içerisinde belirlenemeyen ama bilim adamlarının varlığını düşündüğü, küçük maddeler vardır. Bu maddeler, çekirdek yüzeyinin orta kısımlarında sürekli birbirleri ile kutuplaşma yaşadıkları için, diğer maddecik parçacıklarına da istemsiz şekilde dokunurlar. İşte sonuç olarak, sürtünme yolu ile 4000 ila 6000 derece ısı oranına çıkabilirler. Maddelerin yaşamış olduğu sürtünme yolu, çekirdeğin canlı kalabilmesi için en büyük besin kaynağı olarak biliniyor.

Dünya’nın Çekirdeği Ne Zaman Sönecek?

Bu konu, bilim adamlarının üzerinde çalışmış olduğu fakat hiçbir sonuca çıkmayan, çözümü zor denilebilecek bir olaydır. Aslında birkaç bilim adamı tarafından ortaya atılan, teori bazlı çekirdeğin ölümü olarak adlandırılan bilgi vardır.

Bu bilgi ise şöyledir; radyoaktif olarak adlandırılan ölümcül maddeler, çekirdeğin içerisinde bulunan virüs denilebilecek bir düzeydedirler. Radyoaktif maddeler, sürekli sürtünme yolu ile canlı tutan birçok maddeyi, içine çekerek kendi bünyelerine katarlar ve bu maddeler bir daha sürtünme kuvveti oluşturamayacak kadar işlevsiz bir hale gelirler. Fakat sürtünme yolu ile yaşayan maddeler, her gün doğarak çekirdeği hiçbir zaman söndüremeyecek kadar hareket kabiliyetine sahiptirler.

Dünya’nın çekirdeğinin sönme olasılığı, bilim adamları tarafından düşünülmese de, Güneş’in hidrojen maddesini önümüzdeki milyon yıllar sonra üretemeyeceği ve hastalıklı bir hale geleceği için, Dünya’yı kütle çekimi ile şişirip, patlatacağı bilinmektedir.

Not: Dünya’nın sonunu Güneş’in getireceği, bilim adamları tarafından kesin gözle bakılmaktadır.

Uzay Araçları Atmosferde Neden Zarar Görmez?

uzay araçları atmosferde neden zarar görmez?

Uzay Araçları Atmosferde Neden Zarar Görmez?

Uzay mekikleri, genellikle 100.000 ila 150.000 kilogram arasında bir ağırlık oranında yapılırlar. Bu kadar ağır olmalarının sebebi; atmosfere girerken normal enerjisi, kinetik ve potansiyel enerjilere dönüşeceği için ağırlıkları en önemli etkenler arasında gözükür.

Dünya’ya dönen bir uzay mekiği, doğrudan giriş yapamaz veya tam hız şeklinde atmosfere giriş sağlayamaz. Çünkü atmosfer bir havuz suyu gibi sert ve gözle görülemeyecek kadar dar maddelerden oluşmuştur. Eğer bu maddelere ters bir tepkime ile dokunursanız, sizi ya parçalayacak yada tekrar eski bulunduğunuz yere doğru itecektir.


Uzay Mekiklerinde Kullanılan Isı Kalkanları Nelerdir?

Bir grup astronot, Dünya’ya dönmek için ilk önce uzay mekiğinin dış koruyucularını incelemesi gerekmektedir. Çünkü ne kadar doğru açı ile girerseniz girin, en önemli etkenlerden birisi; içerisinde bulunduğunuz uzay mekiğinin sağlamlığıdır. Uzay mekiğinin atmosfer kalıbı olarak adlandırdığı dış çevresine sarılmış, yaklaşık 1-2 cm boyunda yanıcı maddelere karşı dayanıklı, bez şeklinde koruyucu telleri vardır.

Bu teller, uzay mekiğinin atmosfere giriş-çıkış yaptığı süre boyunca atmosferde en büyük sürtünmelere maruz kalır. Hatta bu sürtünmeler yaklaşık 2000 derece sıcaklık olarak gözlemlenmiştir. Isı kalkanları bir sefere mahsus kullanılır ve ikinci bir seferde kullanılamayacak kadar zedenlenmiş, yıpranmış hale gelirler.

Ayrıca atmosfer kalıplarını ve ısı kalkanlarını ilk deneyen uzay şirketi Nasa olmuştur. Nasa, Apollo görevlerinin tümünde, kendi mühendislerinin geliştirmiş olduğu ısı kalkanları olarak bilinen, yanmayan maddeleri Ay kapsüllerine ve ay örümceklerine eklemişlerdir. Günümüze kadar gelen bu kalkanlar tüm uzay şirketlerinde kullanılmaktadır.
atmosferde kapsüller neden yanmaz?

Uzay Araçları Atmosfere Nasıl Girmelidirler?

Yukarıdaki anlatımlarım da dediğim gibi; doğrudan veya tam hız şeklinde atmosfere giriş yapamazlar. Çünkü atmosfer, beton, su gibi sert ve birbirlerine kenetlenmiş maddelerden oluşur. Bilim adamlarının açıkladığı bilgilere göre; 45 derecelik bir açı ile atmosfere girmenin en sağlıklı rota olacağını söylemişlerdir.

Çünkü atmosfere yatay bir biçimde giriş sağlanırsa; 5-10 saniye sonra uzay mekiği atmosferin birbirine kenetlenmiş maddelerinin üzerinde bir top gibi sekerek tekrar yörüngeye gitmesini ve ısı kalkanlarının yıpranmasına yol açabilir.

Tam dik bir biçimde giriş sağlanırsa; uzay mekiği aşırı derecede hız kazanacağı için, atmosferde fazla sürtünme olup, uzay mekiğinin yanacağı en büyük etkenler arasındadır. Ayrıca 5-10 saniyelik sürtünme ile uzay mekiğinin burun kısmı fazla ısıya dayanamayıp paramparça olma ihtimalide öngörüler içerisindedir.

Mars'ta Koloni Yaşamı

Mars'a yerleşmek

Mars'ta Koloni Yaşamı

MarsOne adlı yerleşke projesini eminim ki hepiniz duymuşsunuzdur. Çünkü son zamanlarda tüm Dünya’nın dilinde bu proje yer alıyor. Projenin yaklaşık olarak 10-20 yıl içerisinde tamamlanacağı ve Mars’a bir grup eğitimli insanların gönderileceği, basın yolu ile tüm Dünya’ya duyuruldu. Ayrıca bu projenin baş tasarımcısı ve sahibi olan Elon Musk, MarsOne adlı projesi için uluslararası bir vakıf fonu açıp, tüm ülkedeki vatandaşlardan bağış beklediklerini duyurdu.

Bağış duyurusu sonrasında uzay bilimleri ile yakından ilgilenen gelişmiş ülkelerdeki vatandaşlar, projeye inanılmaz şekilde katkı gösterdi ve yaklaşık 15 ülkeden bağış toplanmış oldu.

Bunların yanı sıra MarsOne adlı projenin sahibi olan SpaceX isimli dev uzay şirketi, şirketlerinin neredeyse yarı varlığını bu projeye yatırdı. Ayrıca Elon Musk, projelerinin daha fazla insana ve daha fazla ülkeye duyurulması için, farklı kanallara belgesel niteliğinde reklam verdirip, projenin daha fazla geliştirilmesine katkı gösterdi. Önümüzde ki birkaç yıl sonra projenin bir kısmını Dünya ile ayrıntılı bir şekilde paylaşacaklarını da açıkladılar.

Mars’tan, Dünya’ya Dönüş

Diyelim ki bir grup insan, Mars gezegenine sorunsuz ve başarılı bir iniş gerçekleştirdiler. Fakat Dünya’ya dönme çabaları iniş yaptıkları gibi basit ve kolay olmayacaktır. Çünkü hatırlarsanız; Apollo projelerinde bile tekniksel sorun yaşayan Nasa, en basit Ay görevinde bile inanılmaz derecede zorluklarla yüzleşmiştir. En iyi örnek Ay’dır. Çünkü Dünya’ya en yakın gök cismi ve gidilmesi en kolay yerdir. Fakat Mars, hem gidilmesi hem de gelinmesi aşırı derecede teknik ve uğraş gerektiren bir iştir.

Bunların yanı sıra Mars yörüngesinde bekletilen bir uzay aracına kenetlenmeme gibi bir sorun yaşanırsa, bir daha Mars yüzeyine iniş yapamama ve geçici uzay kapsülünün içinde insanların mağdur kalacağı da bu sorunların en başında yer alıyor. Tabii ki bu sorunlar uğraş isteyen ve bilgi isteyen çözülebilir yargılar. Şirketin ilerleyen zamanlarda bu sorunlara çözüm bulup, açıklayacakları da bilgiler içerisinde yer alıyor.
Mars'ta yaşam alanları

Mars’a Yerleşmek

Mars’a yerleşmek için en önemli birinci etken; uzay aracının güvenli ve düz bir alana iniş yapmasıdır. Hemen ardından ise, insanların barınabilecekleri güvenli ve tüm ihtiyaçlarını sorunsuz şekilde karşılayacakları koloni şeklindeki evlerdir. Fakat bu koloniler, insanların Mars’a gelmeden önce hazırlanması ve gerekli düz alanlara kurulması gerekiyor. Aksi taktirde Mars’a gelen insanlar, Mars’ın yüzeysel ve doğal olayları karşısında çok zor ve oksijen sıkıntısı çekerek evleri yani kolonileri inşa etmeleri neredeyse başarısız olarak öngörülüyor. Hatta Nasa bu fikre, imkansızın da imkansızı diyerek, MarsOne projesine göz dağı vermiştir.

Az önce dediğim gibi, Mars’a insanların gönderilmesinden önce kolonilerin yaklaşık 2-3 sene öncesinden gönderilmesi ve inşası yapılması gerekiyor. Ayrıca kolonilerin yanında, Mars yüzeyinde kullanılacak araç-gereçlerde bu kargonun içerisinde bulundurulması gerekiyor. Çünkü Mars yüzeyinde yer çekimi Dünya’nın ki gibi olmadığı için insanların zorlanacağı ve kemik yapılarının alışması için günlerin geçmesi gerektiği, bilim adamlarınca düşünülüyor.

Ayrıca Mars’ta yiyecek ve içecek sıkıntısı çekilmemesi için bir uzay aracı kadarda yiyecek ve içecek depolamak en önemli hususların içerisinde yer alıyor. Örneğin; 1 astronota günlük 1 kilogram yemek düştüğünü düşünün. Bu oldukça büyük ve tüketimi hızlı olan bir faktördür. O yüzden projenin sahibi Elon Musk, her sene Mars’a bir uzay aracı kadar yiyecek ve içecek gönderimi yapması gerekmektedir. Aksi taktirde tüm bu projeye yatırılan miktarlar, başarısız olmaktan başka hiçbir işe yaramaz…

Uzayda Kaç Tane Yapay Uydu Var?

uzayda kaç tane yapay uydu vardır?

Uzayda Kaç Tane Yapay Uydu Var?

Dünya’nın yörüngesinde, geçmişten günümüze kadar insan yapımı olan yapay uydular, halen yer almaktadır. Bu yapay uyduların yarısından çoğunun yakıtı bitmiş ve görevini bitirmiş bir şekilde, çalışması durdurulmuştur. Uzay yarışları olarak bilinen yıllarda, ilk uyduyu Sovyetler Birliği kendi uzay üslerinden fırlatmışlardır. Ve ilk uydudan beri Dünya’nın yörüngesinde üç binden fazla uydunun olduğu biliniyor.

1957 yılının Ekim ayında Sovyetler Birliği, ilk insan üretimi olan Sputnik uzay aracını başarılı bir şekilde Dünya’nın yörüngesine sabitlemiştir. İnsan yapımı olarak adlandırılan bu araçların yanı sıra; Hubble Uzay Teleskobu, Uluslararası Uzay İstasyonu gibi devasa boyutlardaki uydularda halen görevlerini sorunsuz bir şekilde sürdürmektedir.

Türkiye’nin Kaç Tane Uydusu Vardır?

1966 yılında, Dünya’nın yörüngesinde sayılı ve gelişmiş ülkelerin kendi imalatları olan yapay uyduları yer alıyordu. Bu ülkelerden sonra bilim dallarında gelişme gösteren ülkeler arasına giren Türkiye, 1994 yılının Ağustos ayında ilk uydusunu fırlatmayı başardı. Türkiye’nin ilk uydusu olan Türksat 1B aslında 2. uydusu olarak bilinir. Çünkü Türksat 1B’den önce fırlatılan Türksat 1A uydusu, fırlatılışından yaklaşık 15 dakika sonra okyanusa düşmüştür.

Türksat 1A uydusundan sonra tekrar uydu imalatlarını başlatan Türkiye, başarılı bir şekilde Türksat 1B olarak adlandırılan uydusunu yörüngeye sabitlemeyi başarmıştır. Ardından birkaç gün sonra sinyal göndermeyi başaran uydu, binlerce fotoğraf çekip kumanda yönetimine sorunsuz bir şekilde iletmiştir.

Türkiye’nin ilk uydu fırlattığı tarihten günümüze kadar toplam 5 adet uydusu bulunmaktadır. 5 uydusundan birinin yakıtı bittiğinden, görevini yetkililer sonlandırmışlardır. Ve 4 uydusu halen görevini başarılı bir şekilde sürdürmektedir. Ayrıca bu uyduların görevleri; askeri ve devlet uyduları olarak bilinmektedir.

Uydusu Olan Ülkeler Hangileridir?

Sovyetler Birliği’nin başlatmış olduğu uzay serüveni, günümüze kadar halen devam etmektedir. Çünkü her ülkenin neredeyse yarı imalatı kendisine ait yapay uyduları vardır. Her ne kadar kendi imalatları da olsa, uydularını fırlatmak için başka ülkelerin uzay üslerini kullanmaktadırlar. Aşağıda vermiş olduğum listede, uydusu olan ülkeleri öğrenebilirsiniz.

UCS’nin analizlerine göre yapay uydu sahibi olan ülkeler;
ABD: 580
Çin: 185
Rusya: 135
İngiltere: 40
Japonya: 58
Hindistan: 30
Almanya: 28
Kanada: 25
Türkiye: 5

Not: Dünya’nın yörüngesine ilk uyduyu sabitleyen Sovyetler Birliği olup, ikinci ülke ise ABD’dir. Sovyetler Birliği, 4 Ekim 1957 yılında, ABD ise 1 Şubat 1958 yılında uyduları fırlatmışlardır.

Celestron Echelon 10x70 Dürbün İncelemesi

Celestron echelon 10x70 dürbün incelemesi

Celestron Echelon 10x70 Dürbün İncelemesi

Celestron, normalde müthiş kaliteli teleskopları ile bilinir. Fakat Echelon 10x70 dürbününü uzun bir aradan sonra tanıtarak, diğer dürbün markalarına iyi bir rakip çıkmış oldu. Ayrıca Celestron’un kendine has mercek kaliteleri ve malzeme yapısı ile teleskoplarından söz ettirdiği gibi, dürbünlerinden de piyasada epeyce söz ettirecek gibi bir havası var.

Çünkü 10x70 dürbünü piyasada bulunan birçok üründen iyi ve aşırı kaliteli. Eminim ki gözlemci arkadaşların en çok olumlu yanıt vereceği bir dürbün olarak, gözlem ekipmanlarınızın yanında yerini alacaktır. İsterseniz daha fazla beklemeden, ayrıntılı kaliteli özelliklerine geçelim.

Celestron Echelon 10x70 Özellikleri

Dürbünün tamamı Japonyo’da üretilmiş. Ve bunlardan en önemlisi dürbünün mercek malzemesinin tümü objektik lenslerden üretilmiş. Bu da gözlem sırasında merceklerin yani lenslerin size daha kaliteli bir gözlem sunmasına olanak sağlıyor. Bu özelliği diğer dürbünler de bulmanız neredeyse imkansız. Ayrıca 10x70’de her şey insan gücü ile yapılmış. Fabrikalarda dürbüne hiçbir robot kolu dokunmamış. Bu da demek oluyor ki; dürbünü gönül rahatlığı ile alabilirsiniz. Çünkü dürbünü aldığınızda hiçbir şekilde fabrika hatası ile karşılaşmayacaksınız. Dürbünün en ince ayrıntısı bile ellerle monte edilmiş.

Detaylı özellikleri ise; dürbünün ölçüleri yaklaşık olarak 258mm-222mm-84mm olarak dizayn edilmiş. Mercek çapı, yani açıklığı 70mm olup, büyütme gücü maksimumu 10x’dir. Ayrıca yukarda söz ettiğim objektif lensleri koruyan malzemede yine Celestron teleskoplarında kullanılan, Multi Coated teknolojisi kullanılmış. Cidden dürbünler de iç malzeme kalitesine bu kadar önem verilmiyor. Fakat Celestron, bu modeline baya bir emek harcamış ve kullanıcılarının tavsiyesine epey kulak vermiş.

Dürbünün diğer özelliklerinin en önemli kısmı ise; doğrudan görüş açısı tam olarak 278 ft olarak bizlere sunuluyor. Pupil açıları da yine muhteşem denilebilecek oranlara sahip. Exit pupil 7.0 mm, exit relief 21.5mm olarak üretilmiş. Bu değerleri Echelon 10x70 dürbününe benzer farklı ürünler ile kıyaslarsanız baya üstün düzeyde kalmış, diyebilirsiniz.

Celestron Echelon 10x70 İle Gözlemlenecek Gezegenler

Celestron fabrikasının teslimat kargosunda yazan metine göre; bu dürbün derin uzay gözlemi için üretilmiş. Fakat tabii ki marka sizi illa derin uzay gözlemi yapacaksınız diye zorlamıyor. Ancak dürbünden tam fonksiyon almak istiyorsanız, derin uzay gözlemleri yapmanız gerekiyor. Aksi taktirde gezegen gözlemlerinden fazla zevk almayabilirsiniz.

Aşağıda Echelon 10x70 ile gözlemlemiş olduğum Samanyolu Galaksisi’ni görebilirsiniz. Gerçekten merceklerin kalitesi çok üst seviyede tutulmuş ve gözlem sırasında bu merceklerin ne kadar kaliteli olduklarını hissedebiliyorsunuz. Diğer dürbünler gibi ışık toplama gücünü doğrusal şekilde değil, yatay şekilde aktarıyor ve buda görüş seviyenizin kalitesini 2 kat daha net gösteriyor.
celestron echelon 10x70 uzay gözlemi

Celestron Echelon 10x70 Almalı Mıyım?

Eğer teleskopunuzun yanına iyi bir geniş açılı gözlemci aleti yani dürbün almak istiyorsanız, kesinlikle kaçırmayın derim. Çünkü Galaksiler, kuyruklu yıldızlar vb. gök cisimleri hemen gözlerinizin ucunda… Piyasada ki birçok yüksek bütçeli dürbünden iyi ve kullanışlı. Dürbünün fiyatı pahalı gelebilir fakat parasının her kuruşunu hak eden bir ürün, diyebilirim. Alıcılara şimdiden hayırlı olmasını diliyorum. İyi uzay gözlemleri…

Uzayda Yaşam Var Mı?

Uzayda yaşam var mı?

Uzayda Yaşam Var Mı?

İnsanoğlunun merakı bilim adına çok önemli buluşlar ve başarılar gerçekleştirmiştir. Fakat bu başarıların yanında, henüz Dünya dışı bir canlıya rastlanılmamıştır. Yüzlerce hatta binlerce bilim adamı uzaya gönderdikleri yapay uydular ile herhangi bir bakteri, medeniyet tarzında yaşamsal fonksiyonlar aramak için uğraşlar vermektedir. Fakat şuana dek rastladıkları en büyük etken; gaz devlerinin yani Jüpiter, Satürn gibi gezegenlerin uydularında su bulmalarıdır.

Ayrıca uzayda süzülen ve Dünya’nın çekim kuvvetine kapılarak atmosfere giren gök taşlarını da Nasa gibi dev uzay şirketleri incelemektedir. İncelemelerinin en büyük sebeplerinden biri ise; gök cisminin yüzeyinde yaşamsal fonksiyonlara ait bir iz veya dokunuş kalıntılarını gözlemlemektir. Ama şuana kadar düşen meteor veya gök taşlarının kalıntılarında hiçbir ize rastlanılmamıştır. Ayrıca Nasa, halen doğal uydularda ve öteki sistemlerde mikro organizma olarak adlandırılan küçük maddelerin varlığını araştırmaktadır.


Yaşanılabilir Bölge Nedir?

1940’lı ve 2000’li yıllar arasında bilim insanlarının ‘’yaşanılabilir bölge’’ olarak adlandırdıkları bir Güneş sistemine benzer, yaşamsal fonksiyonlar içerdiği düşünülen Dünya benzeri yıldızlararası bir alan bulmuştur. Fakat bu alan; yaklaşık 13 ışık yılı uzaklıktadır. O yüzden bu gözlem araştırılamadan bitirilmiştir.

Ayrıca Nasa’nın Kepler teleskopu, 2013 yılında Dünya’nın atmosferine benzer ve Dünya ile tıpa tıp aynı renkte bir gök cismine rastlamıştır. Ancak uzay teleskobu bu gezegenin bir Güneş benzeri yakıcı yıldız olduğunu gözlemlemiş olup, astronomlar tarafından başarısız gözlem olarak nitelendirilmiştir.

Güneş Sisteminde Başka Türde Canlılar Var Mı?

Dünya’da insanların en çok sormuş olduğu soru tabii budur. Çünkü Güneş sisteminde şuana kadar canlı hiçbir bakteriye veya yaşam içeren fonksiyona rastlanılmamıştır. Ancak doğal uyduların alt katmanında kurumuş okyanus olarak adlandırılan bazı kanıtlanmış bölgeler bulunmaktadır. Bu bölgelerde yaşamsal fonksiyon içeren bazı minerallerin olduğu kanısında bazı bilim insanları vardır. Bu minerallerde astronomlar tarafından mikroorganizmalar olarak adlandırılmaktadır.

Not: Nasa’nın araştırmalarına göre, Güneş Sistemi içerisinde hiçbir minerale, mikroorganizmaya rastlanılmamıştır.

Uzayda Yaşamı Araştırma Yöntemleri Nelerdir?

Dünya’da SETI olarak bilinen yani, Dünya Dışı Akıllı Yaşam Araştırması kurumu geliştirilmiş sinyaller ile Güneş sistemi dışındaki alanlara sürekli şifreli-şifresiz sinyaller göndermektedir. Şifreli ve şifresiz olarak göndermelerinin sebebi; eğer uzayın farklı alanlarında insanoğlundan başka medeniyetler varsa, bu şifreleri çözerek akıllı birer varlık olduklarını göstermeleridir. Bunu öğrenmek için ise; varlıkların tekrar Dünya’ya sinyal göndermeleri olacaktır.

Ancak bu sinyaller çok uzak bölgelerden tekrardan geleceği için ne zaman ve nasıl geleceği halen çözülememiştir. Ayrıca cevaplanarak gönderilen sinyallerin Dünya’ya ulaşması, uzun yıllar alabilir. Çünkü sinyaller, Nasa’nın deyimi ile ‘’uzak geçmişten’’ gelecektir.